Rafet Karanlık yazısı...

Gençliğimizde bizim tuttuğumuz takımlar farklıydılar.

Sahi, yahu biz mi o takımları tutmuştuk.

Takımlar mı bize, yoksa bizler mi takımlara uyarlanmıştık?

*

 Kendimizi kafamıza göre mi kategorize etmiştik, yoksa birileri mi beyinlerimize enjekte etmişlerdi?

Şimdi bile bilmiyorum.

 Cevabını bulamadığım sorulardan biri de bu!

*

Kimimiz Fenerbahçeli’ydik,

Kimimiz Galatarasay’lı..

Takımlara göre fikirlerimiz ve zikirlerimiz elbet farklıydı.

Bizi genelde Beşiktaşlı olarak bilirlerdi.

 Doğruydu.

 O demler Şeref Stadı’nda Beşiktaş sahaya çıktığı zaman gökyüzüne kartalların salıverildiği vakitlerdi.

Kartallar semaya doğru yükselirken gençliğimizin delibozuk heyecanları ve helecanları galebe çalar, zaman zaman hezeyana dönüşürlerdi…

Beşiktaşlı bilinirdik amma, Beşiktaş’ın da Farabi kadrosundaydık!

*

Farabi deyip geçmeyeceksin.

Çok da merak edersen oturup inceleyeceksin.

Hiçbir şey bilmiyorsan Google amca ya da eşeyine göre teyzene danışacaksın!

Bazıları bizi Farabi ekibinin de dışında tutarak resmen ve alenen ‘Enayi’ takımının asları arasına koyuyorlardı.

Bu ‘Enayi’ timi de hayli ilginçtir.

Lise düzeylinde kimya okumuş olanlar bile bilir.

Sodyum İyodur, ‘Naİ’ formülünden mürekkeptir.

Haa bir de lisan-ı Osmani’de NAİ vardır.

Bunu da biz ‘Enayi’lerle bağdaştıranlar elbet olacaktır.

 Osmanlıca ‘da NAİ kötü haber veren demektir.

 Ehh ne yapmalıydık.

 Bizim kaynaklarımız hep kötü haber veriyorsa biz onu allayıp pullayıp da cezbesini ve dahi cazibesini arttırarak piyasaya mı sunmalıydık.

Olmazdı, fıtratımızda yoktu. yapmazdık, yapamazdık, yapmadık.

Kim ne derse desin biz yarım asır sonra bile ‘Enayi’ olmaktan hem kutrulamadık, Hem de 'Enayi' olmaktan onur duyduk.

*

Nerden çıktı bu yarım asır öncesinin düşünceleri?

Rafet Karanlık dostumuzu yitirdiğimizi bir facebok sayfasında öğrendik öğreneli.

Geçti gözlerimizin önünden, Bab-ı Adi (Ali) yokuşu, İ.Ü’nün önündeki korkak ve ürkek çay , simit fasılları.. Marmara ve Küllük’deki yoksul Türkçülük günleri.

Şimidi farklı mı?

Hayır.

Yoksulluk ezelden ebede Türkçünün kaderi.

Öyle istiyor sistemin egemenleri.

Beyaz Saray Çarşısı’ 56 Numaradaki yayıncılık serüvenleri.

Tanrı ömrünüzü uzun ve esen eylesin Faruk Çil ağabeyin yayınladığı Kavgamız Turan günleri

Laleli’de Beyaz saray Apartmanında İsa Yusuf Alptekin Beg'den öğrendiğimiz Turancılık serüvenleri.

Laleli’de bilmem ne iş hanının 7. Katında ‘Kuş Palas’ dediğimiz yerde Türkçülük sohbetleri, Merdivenleri tırmanırken hep aklıma gelen N. Fazıl’ın  “Benimse alın yazım yokuşlarda susamak” dizeleri.

Fazıl’ı o zamanlarda da sevmezdim, şimdi de sevmem. Ama kim ne derse desin, şairliğine de pek laf söyletmem!

Çemberlitaş’da , Çorlulu Ali Paşa Külliyesi’nde ve daha bilmem nerelerde ilm-irfan adına feyz arayış günleri..

Dahası? Saymakla biter mi yahu girip çıktığımız delikleri, öğrendiğimiz kimlik ve kişilikleri..

Masum diye bildiklerimizin maskesiz yüzlerini görünce iğrendiğimiz çirkinlikleri...

Resmen kapalı, ama fiilen faal olan tekke ve zaviyelerde tasavvuf nöbetleri…

 Vallahi hepsi mazi oldu, yaşam su misali avuçlarımızdan akıp gitti..

*

Sahi biz o vakitler kaç kişiydik?

Rafet Karanlık gibileri yitirdiğimiz zamanlarda bile sayamadık aslında kaç kişi olduğumuzu!

Dahası sayımızı bile bilemedik, öylesine bir kavganın içindeydik.

*

Cengiz Dağcı’ya hanımı tarafından hısım akraba mı idi?

Taaa Alamanyalara keyfinden mi gitmişti?

Rafet Karanlık, dostluk anlayışında zamanın, ve zeminin çok daha ötesinde idi.

İmdi uçmakta..

Huzur bulsun tin’i..

Dikkat!

Enayi takımı!

Aklınızı başınıza alın, uçmağa gönderdik Rafet Karanlık’ı…

Pin It