Türkiye gündemi hakkında ..

Türkiye gündemi hakkında düşündüklerimi paylaşmak istedim?!..

Tarihleri ortaya çıkaran olgular, "Vasıta" ile "Amaç" arasındaki ilişkilerdeki farklılıkların yorumlarıdır.

Bunun ilk aşaması düşüncede, ikinci aşaması ifadelerde ve son aşaması da eylemlerde kendini ortaya koyar!?..

Kimilerinin "amacı", ötekiler için "araç" olabilir. Bu kombinasyonların toplamına "evrensel cedelleşme nazariyesi" de denilebilir.

Yani birşey evrensel olarak değerlendirildiğinde Varolma sebebi ile varacağı sonucun arasını dolduran şeylere "Hayat" adı verilir.

Bu tanımlar, mikro ve makro alemlerde de, maddi ve manevi olgularda da, tüm neden ve sonuç ilkelerinde de hep aynıdır ve prensip olarak değişmezler!?.. Bu durum, doğal olarak Ülkelerde ve siyasi gerekçelerde de aynıdır!?..

Türkiye gündemini bu açıdan yorumladığımda, onu vareden koşulların 70.000 yıl gerisine gidip, oradan tekrar bugüne gelinmesi gerektiğini; Bu noktada, şu anda ki noktayı ve bundan sonrasını da doğru bir analizle ve tarihi sorumluluk çerçevesinde değerlendirmek gerektiğini görürüz. Bu durum asaletli bir sorumluluk yükler... Böyle bir ilkeyi işaret eder!..

Öncelikle "Türklük" kavramının doğuşunu anlamadan "Türk Milleti" veya "Türk Kültürü" kavramına değinmek ilkelere aykırı olur.

Kısaca, Sert ve çetin bir iklim yapısında ortaya çıkan, bu nedenle çetin ve zor hayat şartlarında şekillenmiş, birbirleriyle tutunmak ve iş bölümü yapmak üzere güven tesis etmiş kümelerin; Birlikte göç, birlikte yaşama ve mücadele zorunluluğu ve sürekli teyakkuz halinde yaşam normları olmak zorunda olan ve herşeyle bağ kurma ve semboller yoluyla bu bağı genişleten ve bütünleyen, doğanın etkilerinin sonuçlarından bulundukları her yerde aynı yaklaşımla türeyen ve kavramları türeten, bulunduğu alanları da bu yüksek bağlılığın bir parçası olarak kendine katan ve entegre yeteneği sürekli gelişen fakat değişime uğramayan tabii ve doğanın etkilerinin evrilerek ortaya çıkardığı topluluğa "Türk" denilir. Bu topluluğun bağ ve aidiyet kökenliliğindeki birlikte yaşam ve işi bölüşme olgusuna "Millet", bu bağla hayatın daim olacağı ve yükselineceği ülküsü veya ruhsal inançlamalarına "Milliyetçiliği", Bunu kadın veya erkek hep birlikte yapmak ve derin hayat tecrübelerinde eşit yaşam ve iş paylaşımı esasında hak eşitliği anlayışında olan ve değişik iklim koşullarına yayılıp göç ederek farklılıklara saygı duyan fakat bu ilkelere uygun bir sistemle Tanrı, Türk ve Töre başlığında aidiyet geliştiren Budunlardır.

Türk, bu özelliklerini kaybedeceği ortamlarda yaşadıkça Türklüğünü yitirir. Türk olmayanlar da bu koşullara dahil olup evrildiğinde Türkleşir. Tarihi kompozisyon içerisinde Şekillenen hayat tarzları genetik yapıyı etkileyen çevre koşulları ve süreçlerinin yarattığı toplam sonuç olduğuna göre, yeryüzüne dağılan tüm milletleri de inceledikten sonra Yaratan'ın tabiat yoluyla bir takım araç ve amaçları topluluklarda nasıl tezahür ettirdiğini ve niyetini anlarız. Bu da aslında bir yaşam ve görev paylaşımını ifade eder.

Dolayısıyla, Tabiat denilen "Tang" veya Onu yöneten güç "Tengri" olgulamasıyla kendinde zuhur eden Olgulamayla kurulan bağ ve aidiyetin tüm alanda evrensel bir mahiyette algılanması ve yorumlanmasına da "Türk Kültürü" denilir. Bu tam anlamıyla HARS denilen kültüriyet merkezinde "TANRI-TÜRK-TÖRE" başlığını vareder. Bu harsiyete bağlı olan ve hizmetiyle ölçülmesi oranında kişi bu Harsiyete dahil olur. Ta ki tüm varlığıyla onu yaşayabilenler, Gen yapılarını meydana getiren unsurları ona maletmiş olur. Tüm varlığını, kendini vareden olguya katmış olur ki; O kişi varlığını armağan ettiği harsiyet yoluyla Türklüğü armağan olarak alıp değiş tokuş etmiş olur...

Zaten Atatürk ne diyordu?

"Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla Ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu!... bu sahne 7000 yıllık En aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk, tabiatın şimşeklerinden, Yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra ona alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu, tabiat oldu; şimşek, yıldırım, Güneş oldu, Türk oldu!.. işte "Türk" budur! Yıldırımdır! Kasırgadır! Dünyayı aydınlatan güneştir!" ATATÜRK

demek oluyor ki Atatürk Noktasal bakan ve Noktanın milletleşmesi ilkesiyle olayı kavratmaya çalışan çok yüksek bir fikriyatı anlatmaya çalışıyordu. Oysa ki anlayanlar nerede!?..

Ki Atatürk'ün bütün ilke ve İnkılapları da 7000 yıllık Türk tarihi ve kültürü bilinip anlaşılmadan zaten anlaşılamaz ki?!..

İşte günümüz Türkiye gündemi bununla ilgili kafa karışıklığı sürecinden geçmektedir.

Bu kadar bilgiden sonra da artık varın altını siz doldurun!... Bütün mesele olmak ya da olmamak değil!... Özleşmek veya mecbur kalıp acı çeke çeke öze dönmek... Geçilen süreci bu şekilde anlamalıdır ve böyle anlayabilenlere Ne mutlu!..

Pin It