İSTANBUL’DA YENİ BİZANS

Türkiye bir ayı aşkın bir süredir ayağa kalkmış bir manzara göstermektedir. 27 Mayıs 2013 günü Taksim parkında başlayan protesto hareketleri, ülkeyi yeni bir 27 Mayıs’a doğru götürüyor gibi bir sürece ülkeyi teslim etmiştir. İstanbul’un tam ortasında yer alan Taksim meydanında “gezi” diye adlandırılan parkın kaldırılmak istenmesi, meydana yeni bir düzenleme yapılması doğrultusunda Büyükşehir Belediyesinin yeni bir projeyi uygulama alanına getirmek istemesi üzerine doğan tepkiler birbiri ardı sıra gündeme gelince, uzun süredir birikmiş olan çeşitli protesto konularının büyük bir patlama göstererek ülke gündemini işgal etmeğe başlamıştır.

Devamını oku: İSTANBUL’DA YENİ BİZANS

“Ulus Devlet”ten “Millet İmparatorluğu”na

Her geçen gün takvim yaprakları teker teker düşerken, yıllar birbiri ardı sıra geçip gitmekte ve böylesine hızlı bir süreç içerisinde de, dönemler kapanırken, yeni dönemlerdevreye girmektedir.

Türk toplumunun orta yaş kuşağı ve yaşlı kesimleri yirminci yüzyılın insanları olarak, geçen asırdan gelen siyasal birikimi yirmi birinci yüzyılın içlerine doğru taşırken, geçen yüzyılın son on yılında ortaya çıkanküreselleşme döneminin çeyrek asırlık bir dönem sonrasında giderek geride kaldığı görülmektedir.

Yirminci yüzyılın soğuk savaş dönemi son on yılda geride bırakılırken, bugüne kadar geçen zaman dilimi içinde bütün dünya halklarına ve devletlerine batı merkezli olarak dayatılmış olan küreselleşme döneminin sonuna gelindiği açıkça ortaya çıkmaktadır.

Sovyetler Birliği gibi büyük bir siyasal yapılanmanın tasfiyesi üzerine, bütün dünyaya egemen olmaya soyunan batı kapitalist sistemi, merkezinde Amerika Birleşik Devletlerinin olduğu bir küresel emperyalizm dönemini başlatmış ve çeyrek yüzyıla yaklaşan bir dönem boyunca tüm dünya devletlerine küresel bir saldırı kampanyası her yönden gündeme getirilmiştir.

Bu dönemde, olabilecekler gerçekleştirilmiş ama diğer denenen girişimlerden sonuç alınamayınca nelerin olamayacağı da anlaşılmıştır.

Nelerin olabileceği kesinleştikten sonra nelerin olamayacağının anlaşılması, küreselleşme adı altında bütün dünyaya zorla dayatılan zorlamalar döneminin de sonuna gelinmiştir.

Beş yüz yılı aşkın batı merkezli sömürgecilik döneminde dünya ticareti üzerinden elde edilen büyük sermayelerin sahipleri, bütün dünyaya egemen olabilmek için her türlü sömürü yolunu gündeme getirirlerken, onların bu tür girişimlerinin yarattığı ekonomik birikimler büyük sermayeyi finans kapital düzeyine getirmiştir.

Kapital kavramı sermayeyi temsil ederken aynı zamanda merkez anlamında da kullanılmağa başlanmış, batının büyük sömürge imparatorlukları devletlerinin merkezi kenti olarak başkentlerini kapital kavramı ile ifade etmeğe başlamışlardır.

Avrupa merkezli dünya düzeni içinde, Avrupa kıtasının büyük devletleri aynı zamanda dünya kıtalarının sömürge imparatorluklarına sahip oldukları için ikili bir yapılanma sürecinden geçmişlerdir.

Fransız devrimi Avrupa kıtasında milliyetçilik cereyanlarını başlatınca, başta Fransa olmak üzere Avrupa’nın önde gelen büyük devletleri krallık devletlerinden ulus devletlere doğru bir dönüşüm yaşamışlar ama diğer kıtalarda geçmişten gelen sömürge ülkelerini kendilerine bağımlı bir yapılanma içinde tutmuşlardır.

Fransız devrimi önce Avrupa kıtasını sarsarken, bütün imparatorluk düzenlerinin yerinden oynamasına neden olmuş, Avrupa merkezli krallıklar ulus devletlere dönüşürken, bu devletlere bağlı olan sömürgelerde de zamanla milliyetçilik akımları ortaya çıkmış ve bunların etkisiyle sömürgelerin uluslaşması süreci yaşanmıştır.

Başta Fransa olmak üzere İngiltere, İspanya, Portekiz, Hollanda, Belçika gibi batı Avrupa’nın Atlantik ülkeleri denizler üzerinden dünya kıtalarında hegemonya mücadelesine girişirlerken, hem devlet olarak uluslaşmışlar hem de sömürgelerinin giderek uluslaşmalarına ve ulus devletler dönemine geçmelerine yardımcı olmuşlardır.

Böylece dünya haritası üzerinde boş bir alan kalmamış, yirminci yüzyıl boyunca yeryüzü kıtalarındaki bütün ülkeler zamanla ulus devletlere dönüşmüşlerdir.

İki büyük dünya savaşı sonrasında birbiri ardı sıra oluşumunu tamamlayan ulus devletler Birleşmiş milletler üyesi olarak dünya sahnesinde öne çıkmışlardır.

Soğuk savaş dengelerinde ulus devletler gelişmelerini tamamlamışlar ve bu süreçte batı sermayesi iyice güçlenerek doğu blokunun tasfiye edilmesini sağlamıştır.

Geçmişten gelen ulus devletler, yeni döneme doğru sürüklenirken önce ne olduğunu anlayamamışlar, batı merkezli emperyal dayatmalar birbiri ardı sıra gündeme geldikçe gerçekler görülmeğe ve yeni dönemin koşulları anlaşılmağa başlanmıştır.

Küreselleşme ilk yıllarında önce ekonomik yüzü ile gündeme gelmiş, ikinci dünya savaşı sonrasında oluşturulan uluslararası ekonomik kuruluşlar aracılığı belirli programlar dayatılmış veIMF düzeninin borçlandırma bataklığından kurtuluş için, Dünya Bankası programları empoze edilerek var olan ulus devlet düzenleri hedef alınmıştır.

Ekonomik yardım görünümü altında bağımlılık ilişkileri daha da artırılmış, siyasal bağımsızlığını kazanmış olan ulus devletlere bu kez ekonomik yönden yeni tür bir sömürgecilik, küreselleşme aldatmacası içinde tüm ulus devletlere zorlanmıştır.

Sosyalist sistemin çökertilmesinin yarattığı korkudan yararlanan batı kapitalizmi, karşı kutbun geri çekilmesi üzerine dünya kıtaları üzerinde at oynatmağa başlamış ve işine geldiği gibi hareket ederek, sistemin çıkarlarını ekonomik zorunluluk görünümü altında beş kıta üzerine dağılmış olan ulus devletlere dayatmıştır.

Sosyalist sistemin dağılması üzerine soğuk savaş dengeleri bozulunca, ulus devletler bu eski dengelerden yararlanamaz hale gelmişlerdir.

Rusya gibi büyük bir devletin çöküşü üzerine Çekoslovakya ve Yugoslavya gibi gevşek federasyonlar da dağılmış, ulus devletler kendini koruyamaz bir noktaya gelmişlerdir. Körfez savaşını kışkırtan Amerika Birleşik Devletlerinin Orta Doğu’ya askeri çıkartma yapması, Irak ve Afganistan savaşlarını birbiri ardı sıra öne çıkarmıştır.

İlk on yıl içinde ekonomik görünümlü küreselleşmenin daha büyük bir emperyalizm olduğu anlaşılınca, iki binli yılların başından itibaren ulus devletler yavaş yavaş ulusal refleksleri ile kendilerini korumağa başlamış, batılı emperyalistlerin her girişimlerine eskisi gibi olumlu bakmamağa başlamışlardır.

Bu hava çok hızlı bir biçimde dünya kamuoyuna yayılınca, gerçeklerin anlaşılmasından çekinen batı kapitalist sistemi kendi merkezi olan Dünya Ticaret merkezini 11 Eylül saldırıları ile vurarak kendisini mağdur duruma düşürmüş ve bu mağduriyetin suçlusu olarak da Müslüman gerillaları ortaya çıkarınca, İslam dünyasına saldırının önü açılmıştır. Bu ortamdan yararlanarak, Irak üzerinden Orta Doğu, Afganistan üzerinden de Orta Asya bölgelerinde savaşlara girişilmiştir.

İkinci on yılda batılı gizli servislerin güdümündeki terör örgütlerinin dinci görünümlü eylemlerikamuoyunun gözü önünde tırmandırılarak, dünya halkları korku ve paniğe itilmiş, böylece yaratılan şaşkınlık ortamlarından istifade edilerek küreselleşmenin yıkıcı ve parçalayıcı etkileri sürdürülmüş, böylece batının finans kapital merkezleri küresel imparatorluk peşinde koşarlarken ulus devletleri sarsarak yıkmağa devam etmişlerdir.

Bu arada, Endonezya’yı sarsarak, bu ülkeden bir Timor Cumhuriyeti çıkarmışlar, Açe Adasında bağımsız devlet kurmağa çalışmışlar ve bu doğrultuda yeni küçük devletler yaratabilmek için,bütün ulus devletlerin çatısı altında yaşamlarını sürdüren etnik ve dinsel gruplara ulusal azınlık statüsü kazandırılarak, bunların gelecekte daha küçük ulus devletler halinde dünya sahnesine çıkabilmelerinin önünü açmağa çaba göstermişlerdir.

Avrupa ulusal azınlıkları koruma sözleşmesi doğrultusunda, bütün dünya ülkelerindeki azınlıklara ulusallık statüsü kazandırılarak yeni küçük ulus devletlerin mikro milliyetçilik akımları üzerinden öne çıkartılmasına giden yol açılmak istenmiştir.

Emperyalizm kendisine direnen büyük ulus devletleri hedefine oturturken, daha küçük ulus devletleri farklı etnik ve dinsel grupları devletlerine karşı ayaklandırarak kurmağa çalışmıştır.

Ne var ki, ekonomik yolların önünün kesilmesi ve ulus devletlerin bilinçlenmesi üzerine bu gibi bölücü senaryolara da izin verilmemiştir.

Küçük güzeldir sloganı ile yola çıkan küresel emperyalizm, ulus devletleri yıkarak ya da parçalayarak küçültmeğe çalışırken, küreselleşmenin terör ve savaşlar yolu ile sürdürülmesi ne dikkat edilmiştir.

Batılı gizli servislerin kontrolü altındaki terör örgütleri ulus devletlerin içeriden çökertilmelerine katkı sağlarken, silah şirketlerinin kışkırtmaları ile bölgesel savaşlara da devam edilmiştir.

Asya gibi Afrika kıtasında da çeşitli ülkeler etnik ve dinsel gruplar arasındaki savaşlara sahne olarak bölünme eşiğine gelmişlerdir.

Sosyalist sistemi yıkan batı emperyalizmi küresel imparatorluk peşinde koşarken, bu kez ulus devletleri karşısına almış ve sosyalist sistemden sonra ulus devletler düzenini de ortadan kaldırmağa yönelmiştir.

Kendi kontrolleri altındaki terör ve savaş senaryolarından yararlanarak, bir çok ulus devlet iç karışıklıklara doğru iteklenmiş, dış müdahaleler ile iç savaşlar çıkartılarak, zavallı durumuna düşen ulus devletlerin hem çökertilmesi hem de parçalanmaları gerçekleştirilmeğe çalışılmıştır.

Bu gibi senaryolara küçük ve orta boy ulus devletler direnememiş ama büyük ulus devletler bu duruma seyirci kalmayarak kendi ulusal çıkarları doğrultusunda önlemler alarak varlıklarını korumasını bilmişlerdir.

Zamanla küresel emperyalizmin senaryolara açığa çıkınca ve dünya halkları oynanan bu oyunları görerek bilinçlendikçe, bir aşamadan sonra ulus devletleri istikrarsızlığa düşürme oyunları bozulmuştur.

Beklenmedik olaylar ile karşılaşan ve bu süreçte emperyal devletlerin türlü oyunlarına sahne olan ulus devletler, yaşadıkları olumsuzların sonucunda giderek bilinçlenmişler ve eskisi gibi finans kapitalin kuklası ya da oyuncağı olmamak için mücadele etmeğe başlamışlardır.

Bu aşamadan sonra, artık batı dünyasının çıkarları doğrultusunda bir küresel imparatorluk oyunu oynama dönemi sona ermiştir.

En büyüğünden en küçüğüne kadar, bütün ulus devletler son yıllarda yaşanan gelişmeleri yakından izleyerek kendi açılarından sonuçlara varmışlardır.

Artık eskisi gibi emperyal oyunlara alet olmamayı öğrenen ulus devletler, kendi tabanındaki ulusal reflekslerin yeniden canlanması ve bu doğrultuda ulusal çıkarlara uygun düşen bir politika ve diplomasi uygulamalarına geçiş için girişimlerde bulunmağa başlamışlardır.

Küresel sermayenin güdümündeki uluslararası medya aracılığı ile uyutulan ulus devletlerin, yedikleri kazıklardan sonra uyanmağa başlamaları ile emperyal oyunlar sökmemeğe başlamış ve ulus devletler batılı emperyal devletlerin bu yoldaki baskı ve tehditlerine eskisi gibi aldırış etmeden kendi yollarında gitmeğe başlamışlardır.

Batı emperyalizminin küresel dayatmaları bütün ulus devletleri köklü bir sarsıntıya doğru sürükleyince, böylesine geçiş aşamasında zayıf ve küçük ulus devletler Yunanistan örneğinde görüldüğü gibi çökertilmişler, bu gibi küçük devletler ile başlayan ekonomik krizler ikinci aşamada orta boy ulus devletlere de sıçratılarak, evrensel ulus devletler düzeninin çökertilmesine çalışılmış ama bu doğrultuda istenen sonuçlar alınamamıştır.

Orta boy ulus devletler geride kalan güçlerine dayanarak toparlanabilmişler ve kendi konumlarındaki diğer orta boy ulus devletler ile yakınlaşarak ya da yeni işbirliklerine yönelerek çökertilmekten kendilerini korumuşlardır.

Çeyrek yüzyıllık küreselleşme döneminin sonuna doğru orta boy ulus devletler ile diğer küçük devletlerarasında yeni tür yakınlaşmalar geliştirilmiş ve böylece bölgesel birlikler oluşturularak, tıpkı Avrupa Birliği’nin Amerikan emperyalizmine karşı oluşturduğu bölgesel dayanışma düzenibenzeri birliktelikler dünya haritasının belirli bölgelerinde devreye sokulmağa çalışılmıştır.

Bu doğrultuda Asya, Afrika ve Latin Amerika kıtalarında önemli ölçülerde bölgesel birliklere yöneliş başlamış, finans kapitalin acımasız emperyalizmi ile baş edemeyeceğini gören orta ve küçük boy ulus devletler, komşuları ile yakınlaşarak bölgesel birlikler kurma yolu ile ayakta kalmağa çaba göstermişlerdir.

Asya’da Şangay Örgütü, Afrika’da Batı Afrika Birliği, Güney Amerika’da ise Mercosur örgütü küresel emperyalizme karşı kurulan bölgesel birlikler olarak öne çıkmışlar ve bu doğrultuda örgütlenerek, bölgesel işbirliklerini geliştirme yoluna gitmişlerdir.

Orta Doğu bölgesinde ise İsrail öncülüğünde hareket eden Amerikan emperyalizmi, bu bölgede yeni bir Sadabat ya da Bağdat paktına izin vermemiş, aksine merkezi coğrafya devletlerini birbirine karşı kışkırtarak Büyük Orta Doğu ya da Büyük İsrail projeleri doğrultusunda merkezi coğrafyaya doğrudan egemen olabilmenin yollarını aramışlardır.

Dünya kıtalarındaki ülkeler batı emperyalizminin saldırganlığına karşı kendilerini korumak yolunda birlikler oluştururken, Avrupa-Amerika ve İsrail üçlüsü Orta Doğu’yu emperyal planları doğrultusunda karıştırmak için ellerinden gelen her yolu başarıyla denemişlerdir.

Amerika Birleşik Devletleri kendi öncüsü olduğu Birleşmiş Milletler kararlarını hiçe sayarken, Birleşmiş Milletler kararı ile uluslar arası hukuka aykırı ve istisnai bir uygulama ile kurulmuş olanİsrail bu büyük örgütün hiçbir kararını dinlememiş ve sürekli olarak Birleşmiş Milletlerin aldığı kararları Siyonist hedefleri doğrultusunda çiğneyerek bütün dünyaya kötü bir örnek olmuştur.

Tarihin çeşitli dönemlerinde Müslümanlar ile Hıristiyanları karşı karşıya getirerek dünyayı yönetme yolunu seçmiş olan Yahudiler, yeni dönemde İsrail için eski oyunlarını oynamağa başlayınca, bunun üzerine dünyanın önde gelen büyük devletleri bu duruma karşı çıkarak isyan etmişlerdir.

Küresel imparatorluğu ekonomi üzerinden oluşturmağa çalışan finans kapitalin patronları Siyonist planlara alet olunca dünya dengeleri iyice bozulmuştur.

Dünya nüfusunun yedi milyara geldiği bu aşamada, birer buçuk milyarlık nüfusları ile Çin ve Hindistan öne çıkmağa başlamış bu iki büyük devi aynı zamanda üç yüz milyonluk nüfusu ile Brezilya ve yüz elli milyonluk nüfusu ile de Rusya izlemiştir.

Dünyanın en büyük dört devletini bir araya getiren gelişmeler Dünya Ticaret Örgütü çatısı altında yaşanmış, bütün dünyayı batı emperyalizminin sömürgesi durumuna düşüren ekonomik politikalara bu dört büyük devlet karşı çıkarak BRİC ülkeleri adı altında batı karşıtı bir dünya birlikteliğini gündeme getirmişlerdir.

Birleşmiş Milletleri çökerten ABD ve İsrail ikilisinin ekonomik yoldan yaptıkları haksızlıklara karşı dört büyük devlet bir araya gelerek karşı çıkmış ve tüm dünya ülkelerini batı saldırganlığından koruyabilmek üzere yeni bir alternatif birlikteliğin önünü açmışlardır.

Rusya eski Sovyet Cumhuriyetlerini Bağımsız Devletler Topluluğu çatısı altında bir araya getirirken, Çin Şangay Örgütü aracılığı ile bir Asya birlikteliğini batı emperyalizmine karşı örgütlemeğe yönelmiştir.

  1. ise Lula ve Chavez birlikteliği doğrultusunda Castro’yu da yanlarına alarak Amerikan emperyalizmine karşı direnişin bayrağını açmıştır.

Rusya devlet başkanı Putin’in üç kez Brezilya ve Venezuella’ya gidişi de Anti-Amerikan Latin birliğinin oluşturulmasına yardımcı olmuştur.

Amerika Rusya’yı turuncu devrimler ile çevrelerken, Rusya’da ABD’nin arka bahçesinin ABD etkisinden kopuşuna katkıda bulunmuştur.

BRİC blokunun oluşumundan rahatsız olan ABD batı karşıtı yeni bir bloklaşmayı önlemek için önce Rusya’yı da içine alan bir G-8 zenginler kulübü oluşturmağa çalışmış batılı yedi zengin ülkenin arasına hıristiyan bir ülke olarak Rusya’yı da almağa çalışmıştır.

Rusya’nın batı karşıtı bir çizgide Çin ile ortak hareket etmesi ve bu aşamada BRİC bloku içinde küreselleşmeye karşı kampta yer alması üzerine, yeni seçilen ABD başkanı Obama işine G-20 blokunu kurarak başlamıştır.

İsrail ve Siyonist lobilerin peşine takılarak yanlış politikalara alet olan ABD, sonunda kendisini bu çıkmazdan kurtarmak ve bir batı karşıtı blokun oluşumunu önleyebilmek üzere kendine yakın gördüğü ve jeopolitik önemi olan Türkiye, Nijerya, Endonezya gibi bazı orta boy ülkeleri kendine rakip olarak ortaya çıkan dört büyük ülkeye karşı kullanabilmek üzere G-20 blokunu oluşturmağa yönelmiş ve bu doğrultuda her yıl G-20 zirve toplantıları düzenleyerek, BRİC üyesi olan dev ülkeleri orta boy ülkeler ile dengeleyerek kendi üstünlüğünü koruyabilmenin arayışı içine girmiştir.

Ne var ki, İsrail’in pervasızlığını devam ettirmesi, batılı küresel şirketlerin ABD’yi savaşa zorlamaları gibi olumsuz gelişmeler nedeniyle yeni dönemde ABD G-20 grubu aracılığı ile yeni bir dünya dengesi oluşturamamış bu yüzden de son derece zor durumlara sürüklenerek artık tek başına dünyayı yönlendiremez bir geri aşamaya sürüklenmiştir. G-20 girişiminin sonuçsuz kalması üzerine Çin ve Rusya yakınlaşması daha da ileri bir noktaya gitmiş ve iki büyük Asya devi Şangay Örgütü çatısı altında bir araya gelerek, batı emperyalizminin Asya kıtasını kuşatarak dünyanın doğu bölgesini teslim almasına karşı çıkmışlardır.

Hindistan, İran ve Pakistan gibi ülkelerin de Asya birlikteliğine yöneldiği bir aşamada, merkezi coğrafya üzerinden yeni Amerikan politikası Avrasya bölgesini ele geçirmeğe doğru kilitlenmiştir.

BRİC ülkeleri batı karşıtı bir oluşuma öncelik vererek G-20 düzeninin işlemesini önlemişlerdir.

Yeni gelinen son aşamada artık küreselleşmenin iyice iflas ettiği açıkça ortaya çıkmıştır.

Dünya dengeleri açısından küreselleşme girişimleri durduğu gibi bunun kardeşi olarak ilerleyenAvrupa Birliği süreci de durmuş ve Avrupa ülkeleri küresel politikalar yüzünden çökme ve iflas etme aşamasına gelmişlerdir.

Avrupa Birliği sürecinin durması, küresel girişimlerin çıkmazlara saplanması ile dünya kamuoyunda küreselleşmeye karşı bir bilinçlenme giderek artmış ve bu durum da ulus devletlerin durup düşünmelerine ve kendilerini toparlamalarına neden olmuştur.

Bu durumda eskisi gibi küresel emperyalizmin ulus devletleri yıkması ya da parçalaması gibi gelişmeler geride kalmıştır.

Çeyrek yüzyıllık zorlama ve dayatmalardan sonra küresel emperyalizmin çıkmaza saplanması üzerine, ulus devletlere karşı esen rüzgârlar durmuş ve yeni dönemde daha da akıllanan ulus devletlerin toparlanarak yollarına devam edebilmeleri olgusu gündeme gelmiştir.

Küreselleşme sürecinde yaşanan tüm olumsuzluklar, ulus devletlerin bilinçlenerek toparlanmalarına yardımcı olmuş, gelinen aşamada ulus devletler kendilerini yeniden güçlendirecek bazı milli idari reformlar yapma yoluna gitmişlerdir.

Başlangıçta ithal ikameci politikalar sayesinde kendi başına ayrı bir siyasal yapı olarak ortaya çıkmış olan ulus devletler, küresel müdahaleler yüzünden son dönemlerde fazlasıyla güç yitirmelerine rağmen, ayakta kalmayı başarabildikleri için, küreselleşmenin durduğu yeni aşamadamilli plan ve programlar aracılığı ile yeniden güçlenme yoluna gidebilecekleri açıkça görülmektedir.

Son zamanlarda küreselleşmenin durduğu ya da sona erdiğini dile getiren yeni bilimsel kitaplar yayınlanmakta ve bu araştırmalar da ulus devletlerin ayakta kalmayı başarabildikleri ölçüde yeniden güçlenerek dünya sahnesinde eskisinden daha iyi bir konuma sahip olabilecekleri ifade edilmektedir.

Uluslararası tekeller ulus devletlerin yer altı zenginliklerine ve enerji kaynaklarına el koyarken, bunları yeni bir tür sömürge haline getirmek istiyordu.

Bu süreçte kaynaklarını ve doğal zenginliklerini elinden kaçıran ulus devletlerin yeni dönemde yeniden güçlenerek, bunları kamulaştırma aracılığı geri alabileceği konuşulmaktadır.

Emperyalizmin yıkıcılığının bittiği bir noktada, ulus devletlerin yeniden güçlenerek yollarına devam edebildikleri görülmektedir.

Küresel ekonomi içinde boğulmak istenen ulus devletlerin, uzun süreli saldırılara rağmen varlığını koruması uluslar ile devletlerarasındaki bağları yeniden güçlendirmiş, ulusal topluluklar devletsizlik ortamında bir kaosa sürüklenmemek üzere yeniden ulus devletlerine sahip çıkmağa başlamışlardır.

Emperyalizmin etnik ve dinsel toplulukları bölücü bir doğrultuda kışkırtması üzerine tepki olarakmilliyetçilik yeniden güçlenmeğe başlamış ve bu doğrultuda ulusal tabanlar devletleriyle yeniden bütünleşme yoluna gitmeğe başlamışlardır.

Milliyetçilik yeniden yükselmeğe başlarken ulusal sınırlar daha sertleşmiş ve böylece devlet yapıları da eskisine oranla daha da güçlenmiştir.

Ulus ötesi politikaların belirli bölgelerde ulus devletler aracılığı ile uygulamaya getirilmesi yüzünden ulus devletler sınırları ötesine taşarak daha da güçlenme şansını elde edebilmektedirler.

Sınır ya da ulus ötesi uygulamalara yönelen devletlerin eskisine oranla daha güçlenmeleri, ulus devlet yıkıcılığının devre dışı kalmasına yol açmıştır.

Devletlerin yönetsel dönüşümü ulusal toplumlarında yeni bir yapılanmaya gitmesine neden olmuştur.

Devletler ile ulusların birbirlerinden kopuk hale getirilmesinin yarattığı olumsuzlukların aşılabilmesi için her ikisini yeniden bir araya getiren ve ulus devlet mantığı çerçevesinde ikisini birbiriyle kaynaştıran girişimlerin öne geçtiği yeni bir döneme girilmektedir.

Devlet ya da ulusun birisinin çökmesi anında diğeri de büyük zarar göreceği için her ikisinin ortak birlikteliğinin savunulduğu yeni bir aşamaya geçilmektedir.

İnsanların ulus devlet vatandaşlığı statüsüne sahip olması, böylesine bir kaynaşmanın yeni dönemde güçlenmesini desteklemektedir.

Küresel saldırıların ve emperyal programların zamanla ulus devletleri zayıflatmasının dikkate alınması, yeni ulusalcı bir dönemde ulus devletlerin güçlendirilmesini sağlayan gerçekçi programlar için elverişli ortamlar yaratmaktadır.

Ulus devletlerin elinden ulusal ekonomilerin alınması, özelleştirmeler yolu ile bütün zenginliklerine el konulması bu devletlerin egemenliklerinin ellerinden alınmasına neden olmuştur.

Bu aşamada güvensizlik ortamına sürüklenen ulus devletlerin meşruiyet zemininde de kaydığı görülmektedir.

Son yıllardaki zoraki uygulamalar yüzünden durumu sarsılmış olan ulus devletlerin bir belirsizlik ortamına doğru yönlendiği aşamada, ulus devletlerin yeniden toparlanması zorunlu hale gelmiştir.

Küreselleşme karşıtları yeni dönemde ulusalcılar ile işbirliği yaparak, ulus devletlerin güçlendirilmesine yönelik çalışmaları gerekmektedir.

Uluslararası şirketlerin dünyaya egemen olabilmek için öne attıkları küreselleşme akımının istenen ya da beklenen düzenleri kuramamış olması yüzünden yeniden ulus devletler çağının başlaması doğal bir olgu olarak insanlığın gündemine girmiştir.

Evrensel düzenin geçmişten gelen yapısının yıkılmak istenmesi beraberinde kaos senaryolarını da birlikte getirdiği için halk kitlelerinde hem bir korkuyu gündeme getirmiş hem de böylesine bir olumsuz durumun önlenebilmesi doğrultusunda ulusal insiyatifleri devreye sokmuştur.

Ulus devletlerin geçmişten gelen yapıları ve yıllar süren varlıklarının getirdiği tecrübeler bir üstünlük unsuru olarak ele alındığında, kaos yaratmak üzere ulus devletlerin yıkılamayacağı artık belli olmuştur.

Küresel emperyalizm ulus devlet yıkıcılığından sonra daha iyi ve gelişmiş yeni bir devlet düzeni kuramadığı için, insanlığı kaos ve çatışma ortamından kurtarabilecek yegane vasıta ulus devletler olmaktadır.

Gerçekçi bir durum değerlendirmesi ile daha iyi bir devlet düzeni kurulmadan var olan ulus devletler düzeninden vazgeçilemeyeceği için, ulus devletlerin küreselleşme sonrasında da yaşayacağı ve güçlenerek varlığını sürdüreceği iyice netlik kazanmaktadır.

Ulus devletlerin yerlerini yeni bir siyasal organizasyona bırakacağı tezlerinin yavaş yavaş çürüdüğü ve geçerliliğini yitirdiği görülmektedir.

Dünya ülkelerini ve halklarını Birleşmiş Milletler çatısı altında hala temsil etmeğe devam eden ulus devletlerin gelecekte de, daha farklı ve etkili bir alternatif gündeme gelmediği sürece varlıklarını sürdürecekleri görülmektedir.

İnsanların kargaşa ve kaos ortamından çekinmeleri, toplum ve ülke güvenliği için ulus devletlerden vazgeçmemeleri de, ulus devletlerin varlığını sürdürmesi açısından önemli bir faktördür.

Kişilerin gelecekleri ve güvenlikleri açısından bir devlet vatandaşlığı içinde olmayı tercih etmeleri de ulus devletlerden vazgeçilememesinin bir başka nedenidir.

Giderek artan nüfus kalabalığı karşısında çözüm üretemeyen ekonomik merkezler, bütün insanlığın gereksinimlerinin karşılanabilmesi doğrultusunda sosyal politikalara gereksinme duymakta ve bu sorunun ancak güçlü ulus devletler sayesinde çözüme kavuşturulabileceği anlaşılmaktadır.

Ulus devletler hem dayandıkları ulusların güvencesi hem de dünya düzeninin bekçisi olarak güvenlik üretmeğe devam edecekler, aynı zamanda halk kitlelerinin her türlü gereksinmelerini piyasa ekonomisinin başarısızlığını dikkate alarak karşılamak durumunda olacaklardır.

Büyük ulus devletler daha da güçlenerek batılı emperyal devletlere rakip konumuna geldikleri aşamada, etkilerini çevrelerine yayacakları için bir anlamda sınır ötesindeki komşu devletleri de etkileri altına alabileceklerdir.

Büyük ulus devletler sınırlarının ötesinde etkinlik kurmağa başladıkları andan itibaren devlet egemenliğini komşu ülkelere ya da yan bölgelere taşıyacakları için, bir anlamda millet imparatorluklarına dönüşeceklerdir.

Batılı emperyal devletlerin sömürgeleri kendilerine bağladıkları aşamada oluşturdukları millet imparatorlukları olgusu, yeni dönemde büyük ve güçlü ulus devletlerin çevrelerine yönelik hegemonya düzenleri oluşturmağa başladıkları aşamada yeniden gündeme gelmekte, büyük ve güçlü ulus devletler, daha geniş bir millet anlayışı içinde birbirinden farklı ama komşuluk ilişkisi içinde yakın olan çeşitli toplulukları devletin merkezinde yer alan ulusun adı ile oluşturulmuş ulus devletlerin yöneleceği yeni bir millet imparatorluğu dönemini, geleceğe dönük olarak insanlığın önüne çıkarmaktadır. Ulus devletlerin millet imparatorluğuna dönüşmesi büyük değişiklikleri de beraberinde getirecektir.

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa birliği gibi batılı büyük siyasal yapılara karşı çıkan ve meydan okuyan, Rusya, Çin, Hindistan ve Brezilya çok büyük ulus devletler olarak aynı zamanda millet imparatorluklarıdır.

Çok geniş imparatorluk düzeyinde yüzölçümüne sahip olan bu güçlü ulus devletler, sahip oldukları geniş alanlar üzerinde devlet merkezinde kurucu unsur olarak yer almış ulusların millet imparatorluğu olarak öne çıkmaktadırlar.

Bunların çıkışından yararlanan Nijerya, İran, Türkiye, Mısır, Endonezya, Japonya gibi ikinci derece büyük devletler olarak güçlü bir merkezi yapıya sahip bulunmaktalar ve çevrelerine yönelik yeni bir yapılanmaya girdikleri anda yepyeni bir millet imparatorluğunun da merkezi konumuna gelebilmektedirler.

Özellikle Türkiye yanı başındaki Türk dünyasına yönelerek, Mısır Arap dünyasını arkasında toplayarak, İran Şii topluluklarını yanına alarak, Japonya Asya’nın doğu kıyılarında eskiden olduğu gibi etkisini artırarak, Almanya Avrupa kıtasının patronu olarak, Fransa ve İngiltere eski sömürgelerine yeniden sahip çıkarak, yeni dönemde millet imparatorluklarının kurucusu merkez devletler görünümünde dünya sahnesinde ortaya çıkabilirler.

Çin, Rusya ve Hindistan gibi büyük devletlerin hem ulus devlet olması hem de çok geniş alanlara uzanan sınırlarda hegemonyalarını sürdürmesi, yeni aşamada gündeme gelen millet imparatorlukları dönemi, batılı tekelci şirketlerin küresel hegemonya planlarına karşı bir gelişme olarak öne çıkmaktadır.

BRİC ülkeleri olarak dört büyük millet imparatorluğu dayanışma içinde küresel sermayenin imparatorluk dayatmalarına karşı çıktıkları an, alternatif bir yapılanma olarak millet imparatorlukları dönemini de başlatmışlardır.

Ulus devletleri yıkmağa çalışan küresel sermaye ve bunun arkasındaki ABD-İsrail ortaklığının yeni dönemde millet imparatorluklarının öne çıkmasıyla beraber, bir duraklama ve gerileme dönemine girdiği görülmektedir.

Finans kapitalin merkezinde yer aldığı tek bir dünya devleti dayatması geride kalırken, güçlü ulus devletlerin merkezinde yer alacağı millet imparatorlukları dönemine geçilmesi, küreselleşmeyi ve tek bir dünya devleti projesini devre dışı bırakacak ama bunun yerine dünya kıtaları üzerinde farklı bölgeselleşme oluşumlarını devreye sokabilecektir.

Ruslar, Çinliler, Hintliler, Almanlar, Türkler, Araplar, Japonlar ve Şiiler gibi güçlü ulusların merkezinde yer alacağı millet imparatorluklarının devreye girmesiyle beraber yepyeni bir dünya düzeni ortaya çıkacak, BRİC ülkelerinin başlatmış olduğu çok kutuplu dünya düzeni gelişerek bütün dünyaya yayılacaktır.

Dört BRİC ülkesine eklenecek beş millet imparatorluğu daha ortaya çıkarsa, ABD’nin de dahil olduğu on büyük gücün içinde bulunduğu bir millet imparatorlukları dönemi başlayacaktır.

Küresel sermaye ve bu gücü kontrol eden Siyonist lobilerin kesinlikle istemeyeceği ve beraberinde Büyük İsrail projesini yatıracak böylesine bir oluşum, önümüzdeki dönemde dünya gündemini alt üst edecektir.

Böyle bir aşamada daha dengeli bir gelişme olarak alternatif bir küreselleşme, dayanışmacı bir yaklaşım çerçevesinde öne çıkabilecek ve bugünkü bir avuç azınlığın ya da Siyonist lobilerin denetimi altındaki eşitlikçiliği ret eden, haksız ve adaletsiz emperyalist küreselleşme dönemine son verilebilecektir.

Yeni dönemde böylesine bir dengeli alternatifin devreye girebilmesi için Türkiye hazır olmalı veTürk dünyası ülkeleriyle yakınlaşarak, Adriyatik’ten Çin seddine kadar yayılmış geniş alandaki bütün Türk asıllı topluluklar ile akraba kavimleri bir araya getiren, yeni bir millet imparatorluğu dönemine tarihte görülmüş olan eski Türk imparatorlukları gibi yönelebilmelidir.

Tarihin her döneminde büyük devletler kurmuş olan Türklerin, millet imparatorlukları dönemine girildiği bir aşamada Turan bölgesinde yepyeni bir Türk imparatorluğunun öncüsü ve kurucusu olması, dünya dengeleri açısından gerekli görünmektedir.

Türkiye’nin ABD-İsrail ikilisinin taşeronu konumundan kurtulabilmesi ve emperyalizm ile Siyonizm’in savaş senaryolarından uzaklaşabilmesi için, böylesine yeni bir millet imparatorluğu oluşumuna gereksinme vardır.

Ulus devletin yetersiz kaldığı bu aşamada millet imparatorluğu Türkler için kurtarıcı olacaktır.

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA AKIL TUTULMASI

anilcecen

Son zamanlardaki gelişmeler bütün dünyayı olduğu gibi Türkiye’yi de yakından ilgilendirmektedir. Türkiye her geçen gün yaşanmakta olan olaylarla biraz daha uyanmakta ve kendisine gelmektedir. Dünyanın merkezî bölgesindeki büyük imparatorluk olarak Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra bir türlü kendine gelemeyen Batı Türkleri, merkezî coğrafyada yaşanmakta olan otorite boşluğunun cezasını çekmişler ve 19. yüzyılın son yarısından başlayarak başlarına gelmedik olay kalmamıştır. Batı emperyalizmi, okyanuslara açılıp denizleri fethettikten sonra, merkezî alana girmeye başlamış ve bu aşamadan sonra da Osmanlı hinterlandında çekişme yaşanmıştır.

Devamını oku: TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA AKIL TUTULMASI