Söz’ün ‘Danışılmayan Danışmanlar’ yazısı / Erol Karataş – Doğan Gülbasar tartışması

   Önce okurdan özür:

 Ey okur, biliyorum.


 Aşağıdaki satırlarda okuyacağınız yazı Söz Gazetesi’nin

yayın formatının çok dışında.

   10 Mart 1992 tarihinde yayın hayatına başlayan Söz Gazetesi’nin Adana’da yayınlanmış olmasından dolayı bazen mecburen ‘yerel’ yazmak, olayları ve kişileri irdelemek ve bu un da www.sozgazetesi.org’da yayınlamak zorunda kalıyorum.

 Affına sığınır, peşinen özür dilerim.

. . .

25 Haziran 2020 Perşembe günü sabah saatlerinde gelen bir telefon beni Erol Karataş’ın facebok sayfasına yönlendirerek Mavi Radyo’daki konuşmasını dinlememi istedi.

Erol Karataş ve el’an Çukurova Belediyesi’nde görev yapmakta olan Doğan Gülbasar arasındaki polemik, ( Tekrar özür. polemik mi dedim? Yanlış oldu. Polemik ilmi ve fikri konuda yazılı tartışma demek değil miydi yahu?) karşılıklı yalancılıkla ile ilgili suçlamalarla ilgili atışma ve tartışma, sosyal denilen medya (Asosyal medya hangisiyse?) ya kadar taşmış.

    Karşılıklı, çirkin ‘Yalancı’ suçlamaları sütunların bendini aşıp ekranlara ulaşmış!

   Kim, kimi neyle itham ederse etsin.

  Bilenler bilirler ki böylesi kişisel tartışmalara girmem.

    Hayatım boyunca kavgam kişilerle değil sistem ile olmuştur.

   Söz Gazetesi’nin ana ilkesi de budur.

 Gazetenin o sayılarına ulaşamadım. Arşiv yapılması için bir tanıdık vasıtasıyla mücellide vermiştim. Aradan bunca yıl geçti arşiv ciltlerini hala alamadım…

    ‘Bankamatikçi’ diye bahsedilen yazıyı internet ortamında ‘Bankamatikçi’ olarak değil, ‘Danışılmayan Danışmanlar’ olarak yayınlamış olduğumuz gibi buldum. (Teşekkürler teknoloji)

Bir kez daha okudum.

***   

   Peşinen belirtmem gerekirse Hüseyin Sözlü’nün belediye başkanı seçildiği ilk günlerde verdiği bir beyanat: “Belediye kadrosunda danışmayacağım danışmanlar var” ve sonrası gelişmeler Söz Gazetesi’nde bu haberin yayınlanması için yeterliydi.

    Benim yayınladığım liste elden ele dolaşmış, birçok ‘Gazeteci’ye’ ulaştırılmıştı.

    Listeyi eline geçirenlerin bir kısmı soluğu Hüseyin Sözlü’ye, ve/veya yakınlarına bir şekilde ulaşarak listeyi (Bir şekilde!) kullanmaya çalışmışlardı.

    Benim açımdan bu haberi kullanma meselesi bile o haberin yayınlanmış olması için yeterli bir nedendi.

İstedim, birkaç gün sonra liste bana da ulaştı.

Gelen evrak doğrudan doğruya exel formatında yazılmıştı ve bilgisayar çıkışının Adana Büyükşehir Belediyesi olduğu da kaynak tarafından şifahen teyit edilmişti.

Yani –ifadeye göre- zaten Belediye bilgisayarlarında kayıtlı olan bir listeydi.

   Listeyi söz Gazetes’nde ‘Bankamatikçiler “ başlığı ile değil, Belediye başkanı Hüseyin Sözlü’nün ifadesiyle “Danışılmayan danışmanlar” Başlığı ile yayınladım.

Listedeki isimler arasında danışman kadrosunda olanlar olabilir.

Çalışanlar olabilir.

Çalışmayanlar da olabilirdi.

     Söz konusu olan yazıyı okuyanlar, yazının ‘Açıklama’ faslında şu cümlelerle bittiğini de anımsarlar:

   Açıklama: Bu listede yer alan isimlerden Kerem Demiral sinkaflı açıklamasıyla eşinin Altınkoza'dan para almadığını belirtti. (Eskilerde şöyle bir deyiş vardır: ‘Üslubu ayan şahsiyet-ül beyan”

   Yukarıda yer alan iddialarda bazı gazetecilerin yakınlarının Adana Büyükşehir Belediyesi'nde çalışmakta olduğu belirtilmiştir. Bu normaldir. Normal olmayan, bir gazetecinin birden çok yakınının işe alınmış olması, işe alınan gazetecinin veya yakınlarının 'Bankamatikçi' olup olmamasıdır.

Gazetecilik mesleği açısından 'Gazetecinin' başka bir iş yapmış olması etik değildir.

Bu yasalarla da belirtilmiştir.

Herhangi bir yerde kadrolu olarak hangi sıfat ile olursa olsun işe başlayan bir 'Gazeteci' 'Gazeteciliği' bırakmalıdır. Aksi takdirde o'nun gazeteciliğinin 'Tarafsız' ve 'Objektif' olması artık mümkün değildir.

 …

    Ben, yazdığım yazının da attığım imzanın da arkasındayım.

    …Ve anlama özürlü olanlar için tekrarlamakta fayda görüyorum.

 “Danışılmayan Danışmanlar.

Yazının başlığı bu.

.. ve bu ifade devrin Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü’ye ait.

   Yayınlanan liste o devirde Adana Büyükşehir Belediyesi Basın Bürosu’nda görünenlerin listesi.

  Emeği ile çalışanları zaten ‘tenzih’ ederek özellikle de ABB (Adana Büyükşehir Belediyesi) Basın Bürosu’nda görünen ‘Bankamatikçiler’ ifade ve ibaresini kullanmamışım.

Basın bürosunda çlışanların ya da çalışır gibi görünenlerin kadroları  değişik birimlerinde olabilir. Temizlik işleri, Park ve Bahçeler, hatta kanalizasyon işleri de olabilir.

Minare kılıfına uydurulur avamın dahi bildiği uygulamalardandır.

Başkan danışır ya da danışmaz. O da kendi bileceği iştir.

Ama başkan ‘Danışmadığım danışmanlarım var” derse ve gereğini yapmazsa işte o zaman mesele tamamıyla kamuyu ilgilendirir.

        Bu arada konuyla ilgilenenler internetten:

  1. www.adananinsesi.com//haber/buyuksehir-basin-burosunda-beklenen-operasyon
  2. www.adanapress.com ‘Sözlü danışmanlar için gereğini yapacağım demişti’
  3. Adanadantaraf.com 10 Haziran 2014 Salı 22-49

Adreslerindeki haber ve yazılara da göz atabilirler.

      Hâsılı kelam mesele benim açımdan bu kadardır.

Takdim tehirden öte temcit pilavı gibi olacak belki, amma tekraren ve derkenaren belirtiyorum ki yazının başlığı ‘Bankamatikçiler’ değil, ‘Danışılmayan Danışmanlar’dır..

Anlatabildim mi?

***

       İlgilisi için not:

   Taraflar birbirlerini gazeteci olup olmamakla itham etmişler. Şahsen ben kendime ‘Gazeteci’lik sıfatını yakıştıramadığım için böyle ölçümlemelere girmek haddimi aşar.

     Bir okur olarak belirtmem gerekirse Erol Karataş’ın gazeteciliğini hiç kimse tartışamaz.

     En büyük şanssızlığı Adana’da gazetecilik yapmış olmasıdır. Ayrıca, 35 yılı aşan karşılıklı sevgi ve saygı içerikli dostluğumuz vardır.

    Doğan Gülbasar’ı ise insan olarak severim. Ha keza onunla da sıklıkla karşılaşmış olmasak da karşılıklı sevgi ve saygı ağırlıklı muhabbetimiz vardır. (Ya da ben öyle biliyor veya zannediyorum)

      Mavi Radyo konuşmasından öğrendiğim kadarıyla İslamcı kanattan Mehmet Ali Nalbant da konuya müdahil olarak Erol Karataş’ın yazısının ‘iktibas’ olduğunu vurgulayıp aklı sıra beni ve Söz Gazetesi’ni dolaylı yollardan itham ederek suizanda bulunmuş…

   Yine kim olduğunu bilmediğim ve şimdilerde ‘moderatör’ olarak nitelenen, Erol Karataş’ın konuşmadaki muhatabı da bu ‘iktibas’ meselesini sıklıkla vurgulayarak bir bardak suda kopartılan fırtınayı tsunamiye dönüştürmeye çabalamış.

***

   Biline ki: Tanıdığım ya da tanımadığım kişiler arasındaki sürtüşmenin ve çekişmenin arasında kalarak, ilgi odağı olmak da onaylamadığım ve olmasını istemediğim ve sevmediğim hallardandır.

    Bu ülkede ve bu kentte gazetecilerin uğraşması gereken çok daha önemli olaylar vardır.

Böylesi abuk sabuk konularla zaman geçirmek, psikolojik mastürbasyon değilse, abesle iştigaldir.

Vesselam…

Belediye başkanları Yardım Ekiplerinizi uyarın!

Uyarın da hayır dua yerine İslam'a göre şu aziz ve mübarek günlerde beddua almayın.

İlenç ile anılmayın...


 

Sokağa bir kamyonet girmiş. Çevresinde birkaç kişi. Bas bas bağırıyorlar.

 

“…. …. “ falanca amca…

“… …” falanca deyzee nerdesin ya ?

“Nerdeysen kimliğini al da çık”

Birkaç kişi birden bağırınca feveran ahalinin dikkatini çekiyor.

 Kimi sokak kapısından, kimi penceresinden bakıyor. Üstü örtülü kamyonetin etrafındakiler bağırmaya devam ediyorlar.

“Nerde bu adaaam…”

“Nerde bu kadınnn”

Millet ne olduğunu anlayamadığı için ismi haykırılanların nerede oturduğunu bile söylemiyor.

 Sonunda tahta bir sokak kapısı aralanıyor.

Utana sıkıla yaşlı bir adam başını uzatıyor.

“Hayrola?”

“Sen de kimsin be amca?”

“Adımı söylemiştiniz de..”

“Haaaa eyi o vakit kimliğini al da gel bakalım”

“….. Belediyesinden sana gıda yardımı yapılıyor. Hadi çabuk ol bakalım.”

Adamın yüzü kızarıyor.

Yokluğunun, yoksunluğunun herkes tarafından bilinmiş olması onu bir kez daha sefaletin rezilliğinin anaforlarına gönderiyor.

Elinde kimliği, kamyonetin yanına gidiyor.

Öne geç öne. Ön tarafa gitsene be adam”

Kimliğini oraya verecen”

Adam utana sıkıla, ezile büzüle kimliğini uzatıyor. Kayıtlar yapılıyor.

 Adamın gözleri buğulu.

 Ağlayamıyor, yoksa göz pınarları kurudu mu?

Bir koli veriyorlar titreyen ellerine.

 Hadi bakalım afiyetle ye…”

Belediye başkanımız  … … ‘ın hediyesi bu size”

Ey anlı şanlı insaflı, şefkatli, hamakatli ve dahi liyakatli belediye başkanları yaptığınız yardımın veriliş tarzı aynen bu!

İmdi size bir soru.

 “Sağ elin verdiğini sol elin bilmeyecek”

Şimdi bu sizce nedir?

Ayet mi, Sure mi, hadis mi?

Haa, anladım!

İslami bilginizi sınamanın yeri ve zamanı değil öyle mi?

Siz dağarcığınızı yoklarken ben size ulamalar yaparak aydınlatmış olayım.

Der ki: “ Yapmanız gereken doğru işleri gösteriş için insanların gözü önünde yapmayın….”

Devam eder:

“Bu nedenle birisine sadaka vereceğiniz zaman bunu ilan etmek için önünüzde borazan çaldırmayın.”

”İkiyüzlü kişiler, insanların övgüsünü kazanmak için …. ve sokaklarda böyle yaparlar.”

 Anladım tenvir de olmadınız.

 Bliyorum ki aydınlanmadınız!

Hadi sizi fazla yormayayım.

 “Sağ elinin verdiğini sol elin bilmeyecek.” Hadis falan değildir.

Tem tersi İncil 6. Bölüm Yoksullara Yardım’da geçer.

 İyi ve güzel olanı bunu bütün Müslümanların benimsemiş olmalarıdır.

Çünkü; olması gereken insanlık gereğidir. Hangi dinin söylemiş olduğunu benim için çok da önemli değildir.

 O yüzdendir ki eski Türk topluluklarında “ Zimem defteri” ve “Hayır kutuları” vardı.

Onların ne olduğunu anlatmaktan dilimizde tüy kalmadı!

Ne demek istediğimizi anlayanlar zaten uygulamaya başladı…

Ey, anlı şanlı, görkemli, kudretli belediye başkanları hadi diyelim ki yaptığınız yardımları basın bültenleriyle paylaşmanız çağın gereği…

Allah Virüs Corona’dan razı olsun da, en azından bu sene halkın parasıyla reklam aracı olarak kullandığınız iftar sofraları düzenleyerek reklam yaptıramadınız.

İnsanları bir, iki kap yemek uğruna meydanlarda kuyruklara sokamadınız!

Anladık, sizler politikacısınız.

Siyaset uğruna her yapılanı hayrıyla, şerriyle mübah sayanlardansınız.

Yapmayınız, insanların onuruyla bu kadar oynamayınız.

Hadi bakalım, şimdi inandığınız dinin ve/veya kutsadığınız herhangi inanç sisteminin

Ahlak kurallarıyla baş başa kalınız…