'Altın Post' Örgütü ve Siirt / Tillo'nun önemi...

            Πανυπερσεβαδτο (panypersevadto) her şeye kadir!

    Özhan Öztürk’ün Bagratuniler makalesini okuyorum. Kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır. Sayesinde bir sürü gerçeği öğrendim. Vatandaş Karadeniz etnisitesine uygun makaleler yazıyor hem de kaynaklı. Gelin şimdi birlikte okuyalım onun unuttuklarını ekleyelim, kendisinin eklemediği kaynakları ortaya çıkaralım. Çıkaralım ki sakladığı kaynakları neden sakladığını anlayalım. Anlayalım ki başlık ne manaya geliyor bilelim.

Özhan Öztürk’e göre Tao-Klarjeti ya da Ermenice Tayk Artvin ve civarının ismidir. Peki, adam söylemez mi Tao-Klarjeti hangi dildendir?

 Gürcü kökenli midir değil midir nereden bilelim?

 Bu bölge M. Ö. IV. yy’da I. Parnavaz tarafından kurulan İber Krallığı’nın egemenliğine girmişse de Gürcü-Ermeni çekişmesi yüzünden pek çok kez el değiştirmiş. Bütün antik çağ hikâyesi bu mudur?

Sormazlar mı, sadece bir cümleden nasıl bir kitap hacminde bir tarih çıkardın be adam diye.

M.S. 7 yy’da bölge Arap orduları tarafından işgal edilip yağmalanmıştır. M.Ö. IV. yy’da bir hikâye var M.S. başka bir hikâye. Arada hiçbir bağlantı yok ancak Özhan Öztürk’ün verdiği kaynak çok ama çok ilginç: Rize, Kafkasya’da İslam Orduları. M.S. 7. yy için verdiği kaynakla M.Ö. IV. yy da niteliyor muhterem. Bu adam bir de üniversiteli cahil falan da değil hani. Peki, M.Ö. IV. yy ile M.S. VII. yy arası?

   Orasını atlıyor. Bunu akademisyen yapsa makalesi çöpe atılır çalışması da reddedilir. Adam yazmış bu sefer kendisi kendisini kaynak olarak kullandığı gibi başkaları da kullanmış.

   Tıpkı Fesli deli Kadir Mısıroğlu’nun, “Lozan Zafer mi Hezimet mi?” adlı kitabının sözde akademikler tarafından kullanılması gibi! Kullanan mı?

  Bakalım kim? Kim?

Anlı Şanlı T.C. Kırklareli Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Anabilim Dalı öğrencisi Nesrin Kalkan 2018 yılında bitirme tezinde Bu Özhan Öztürk’ün “Antikçağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi: Pontus”, 3. Baskı, Nika Yayınevi 37, Kızılay-Ankara, Haziran 2016. Adlı kitabını kaynak olarak kullanıyor! Hocası olacak Dr. Olcay Turan’da bunu onaylıyor. Ne iyi değil mi? Yalnız Nesrin Kalkan’ın kaynak olarak kullandığı bir kişi var, bunu Özhan Öztürk’ün kitabında kullanmaması çok ilginç. İlginçliği şuradan kitap 2003 yılında yazılma ve Özhan Öztürk’ün kitabıyla neredeyse aynı içeriğe sahip. Siz bir kitap yazacaksınız, akademik bir kaynak olmasına dikkat edeceksiniz ve alandaki sizden önce yazılmış bir kitabı görmeyip, kitaptan hiç bahsetmeyeceksiniz. Bu garip değil mi?

 Kaynak da Haşim Albayrak iyi mi?

   Albayraklardan zat-ı Muhterem. Yazdığı kitabı, “Tarih Boyunca Doğu Karadeniz’de Etnik Yapılanmalar”, Babıali Kitaplığı, 2. Baskı, Ağustos 2003.

   Her iki kaynak da Bagratları anlatıyor. Özhan Öztürk’le devam edelim kimmiş bu bagratlar, hem Özhan hem de Haşim aynı yerden giriş yaptığına göre vardır bir bildikleri, değil mi?

   M.Ö. IV. yy’dan M.S. VII. yy’a derken M.S. VIII. yy’a geliyoruz. Hoplaya zıplaya bir tarih anlayışı olmalı bu. M.S. 813’de Bizans Hükümranlığını tanıyan ve küropolat unvanını alan Gürcü Eristavi Bagratlı I. Aşot, Arap işgaline direnmesiyle bölgede yarı bağımsız bir yapı ortaya çıkar.

   Gürcü soylusu Adarnase’nin oğlu olan Aşot.

 İsim çok fiyakalı da bu isim ne Gürcü ne de Ermeni ismi, bu düpedüz Yahudi ismi! Dönelim kaynağa. Aşot Ardanuç kalesini onartarak kendini Klarjet dükü ilan eder. Yani yukarıda bahsi geçen Tao-Klarjet topraklarını ele geçirmeden kendini bu toprakların hâkimi ilan eder. Ardından Tao topraklarını ele geçirir sonra Kola (Göle), Artani (Ardanuç), Javakheti (Ahılkelek) ve Şavşat’ı Araplardan kurtarmışsa da İberya’nın merkezi Şida Kartli’yi ele geçirme teşebbüsü gerçekleşmemiş garibanın!   

   818’de Araplar Aşot’u prens olarak tanımak zorunda kalmışlarsa da 827/28’de İrminiye valisi olarak atanan Halid bin Yezid döneminde Bagratlılar artan Arap gücü karşısında gerilemek zorunda kalmışlar. Şimdi burada ciddi bir yanlışlık var! Tarih 827/28 ise devir Abbasi devridir. Hatta Abbasiilerin karışıklıklar sonucu gücünü tükettiği devir. Ama yanlışlık bu da değil! Yanlışlık şudur: Özhan’ın İrminiye (Ermenistan) Valisi diye bahsettiği adam Halid bin Yezid Emevi prensidir ve bu tarihten yaklaşık 100 yıl önce tahttan uzaklaştırılmıştır. Bu tarihlerde, Abbâsîler’e, karşı bu bölgede gelişen isyanların en önemlisi Bâbek el-Hürremî isyanıdır. 837 yılında Halife Mu‘tasım’ın Türk asıllı kumandanlarından Afşin tarafından yakalanarak idam edilmiştir. Tarihi bir kaynak yazacağım iddiasıyla ortaya çıkan biri böylesine bir yanlışı yapar mı? Sonunda yapma sebebini bulacağız o zaman çok şaşıracaksınız.

  Aşot 830’da ölür. Ardında Bagrat, Adarnase, ve Guaram adlarında 3 oğlan ve Esther adında bir kız bırakır. Esther Abhaz Prensi II. Theodosius ile evlenir.  Kaynak olarak Özhan Efendi Suny. 1994: 29-30.’u işaret eder.

    Peki, bu kim?

    Zurnanın zırt dediği yer de burası!

    Bir akademik kitap yazan adam böyle bir kaynak yazmaz. Böyle bir kaynak yazım biçimi de yok.

Sormazlar mı “Adamın soyadı ne?”, diye?

Sorarlar, tabii. Biz de sorduk. Ama cevap alamadık ve aradık.

 Bulduk da.

      Adamın adı Ronald Grigor Suny. Gürcü Yahudisi zat-ı muhterem. Amerika’ya kaçmış 1984’te ve bir makalesi var ki Aman Allah’ım.

Buyurun maktaından siz de okuyun: Ronald Grigor Suny. 2018. The Hamidian Massacres, 1894-1897: Disinterring a Buried History (Les massacres hamidiens, 1894-1897: mettre au jour une histoire enterrée). pp. 125-134. https://doi.org/10.4000/eac.1847.

    Adam şöyle diyor eserinde: “As early as his 1889 parliamentary speech, Bryce told the House, “[…] The whole policy of the Turkish Government would make one believe that they were following out the principle laid down by a Turkish Prime Minister some years ago, when he said that the way to get rid of the Armenian question was to get rid of the Armenians.” Later, during the Hamidian massacres, Bryce chided the Conservative government: “But how can we remain silent when we see a Christian nation deliberately exterminated under our own eyes, and when we remember that England is primarily responsible for the maintenance of the Ottoman Empire and for the placing of the Eastern Christians under the protection of the Treaty of Berlin instead of the Treaty of San Stefano?” (January 6, 1895). Six months later, he emphasized, “The massacres of Sasun were only an instance on the larger scale of the oppressions and cruelties which had been going on in the interior for many years, and which would end, if Europe did not interfere, in the total extermination of an ancient and progressive race which had clung to its Christianity for fifteen centuries […]” (June 5, 1895). And he encouraged the aging William Gladstone to use his authority to propose the same view (August 7, 1895). “The horrible massacre at Sasun, which was absolutely unprovoked, is only the culmination of a series of outrages and oppressions. It was not an accident but the result of a deliberate purpose to exterminate the best part of the Armenian nation.” To drive the point home, he singled out the sultan’s program of forming Cossack-like Hamidiye regiments of armed Kurds to patrol the Armenian lands: “The wolves have been armed against the sheep.”

   Türkçesi ise şöyle: “Daha 1889 gibi erken bir tarihte milletvekili olan Bryce, meclisteki konuşmasında; “[…] Türk Hükumetinin tüm politikasının Türk Başbakanı tarafından birkaç yıl önce ortaya konan ilkeyi takip etmek olduğuna inandığını, Ermeni meselesinden kurtulmanın yolunun Ermenilerden kurtulmak,” olduğunu söyledi. Daha sonra Hamidiye katliamları sırasında Bryce, Muhafazakâr hükumeti sallar: “Ama Hristiyan bir ulusun gözümüzün önünde kasıtlı olarak yok edildiğini gördüğümüzde ve İngiltere'nin öncelikle Osmanlı İmparatorluğunun korunmasından sorumlu olduğunu hatırladığımızda ve Doğu Hristiyanlarının San Stefano Antlaşması yerine Berlin Antlaşması'nın koruması altına alınması için miydi? ” (6 Ocak 1895). Altı ay sonra, “Sasun katliamları, yıllardır içeride devam eden, Avrupa'nın müdahale etmediği takdirde on beş yüzyıl boyunca Hristiyanlığa tutunmuş eski ve ilerici bir ırkın tamamen yok edilmesiyle sonuçlanacak olan büyük çaplı baskı ve zulümlerin sadece bir örneğiydi.[…] ”(5 Haziran 1895). Ve yaşlı William Gladstone'u aynı görüşü paylaşmak için yetkisini kullanmaya teşvik etti (7 Ağustos 1895). “Sasun'da, kesinlikle bir kışkırtılma sonucunda meydana gelmemiş olan korkunç katliam, sadece bir öfke ve baskının doruk noktası. Bu bir kaza değildi, ancak Ermeni ulusunun en iyi bölümünü yok etmek için kasıtlı bir amacın sonucuydu.” Konuyu meclise taşımak için padişahın Ermeni topraklarında devriye gezmesi için silahlı Kürtlerden Kozak (Cossack) benzeri Hamidiye alaylarını oluşturma programını seçti: “Kurtlar koyunlara karşı silahlandırılmıştı.”

* * *

   Özhan Bey’in kaynak diye gösterdiği kişi meğer Pontusçu imiş ve Kürt Hamidiye Alaylarının padişah emriyle bu korkunç katliamları yaptığını iddia ediyor. Adamın kaynağı Türk’e ölüm fermanı veren adam iyi mi?

Özhan Bey’in kaynak aldığı ise adamın diğer eseri: The Making of the Georgian Nation, “Gürcü Milletini Yaratmak”. Ronald Grigor Suny, Indiana University Press, 1994. Vay anasına bee.

   Evet, sonunda Bagrat’ı bulduk mu?

     Hayır, bulmadık saklanan da o!

    Biraz daha ilerleyelim. Özhan’ın kitabından R.G. Sunny’nin güya kaynak eserinden.

I. Bagrat 830-860 arasında küropolat ve İber prensi olarak Tao vew Kola’da hüküm sürmüşse de topraklarını korumak için Tiflis Arap Emirliğinin yanı sıra Egrisi (Lazika), Kaheti (Gürcü) Prensleriyle de amansız bir mücadeleye girmiştir. Hani adam Gürcüydü? Gürcü diye söyledikleri adam hem Lazlarla hem de Gürcülerle amansız mücadeleye giriyor, ne iş bu? 842’de isyan eden Tiflis Emiri Sahak bin İsmail üzerine Muhammad bin Halid’in düzenlediği sefere destek verdiği için Araplarca İber Prensi olarak tanınır. 853’te Halifenin emriyle Sahak üzerine sefer düzenleyen Türk komutan Buğra’ya da destek vermiş ve Şidakartli’yi ele geçirmişse de Abbasiler tarafından bölgeden çıkarılmış. Ermeni Prensi VIII. Smbat’ın kızıyla evlenen I. Bagrat’ın David, Adarnase ve Aşot adında 3 oğlu olmuştur.

      I. David 876-881 arası Bagrat prensi olur. 881’de Arsiyan dağlarının doğusunu yöneten amcası Guaram (Goram/Gurijm) Mampali’nin oğlu Nasra tarafından öldürülmüştür. O ölünce yerine Adarnase’nin büyük oğlu I. Gurgen (881-891) Bagrat Prensi ve küropolat olur. Ermeni Prensi VIII. Smbat’ın kızı ile evlenmiş ve Adarnase ve Aşot Kuhi adlı 2 oğlu olmuş. Adarnase’nin oğlu II. Bagrat’ın oğlu II. Gurgen, Abhaz Kralı II. George’un kızı ile evlenir. II. Gurgen’in ölümünün ardından yerine geçen oğlu III. Bagrat önce 978’de dayısı II. Theodosius’un da yerine geçerek Abhazya Kralı olur ardından 1008’de Gürcü Kralı olarak tahta geçer ve iki ülkeyi birleştirir. Abhazya, Egrisi, İmereti, Svaneti, Raça, Leçkumi, Kartli, Guria, Acara, Tao, Klarjeti, Meşketi ve Javaketi’ye hâkim olan III. Bagrat’ın ardından ülke artık Skartvelo (Büyük Gürcistan) olarak adlandırılmış. Ancak 1010 yılında Doğu Gürcistan’daki Kaheti’yi de alınca Kürt Şeddadi Emiri Muhammed bin el Fadl buraya saldırır. Bunun üzerine III. Bagrat Ermeni Kralı Gagik’in yardımıyla Fadl’ı püskürttüğü gibi Şeddadilerin elindeki Şemkir üzerine yürür ve burayı haraca bağlar.

            Bagratlar Yahudidir

    Sonuç olarak Bagratlar ne Ermenidirler, ne Gürcü ne Abhaz ne de Kürt. Söylediğimiz gibi bunlar Yahudidirler.

    Peki, buraya nasıl gelmişler? Esas soru budur ancak bu soruya ne Özhan, ne Haşim ne de Nesrin Kalkan bir cevap aramıştır. İlginç olan işte burasıdır. Bunun cevabını “Chronicles Concerning Early Babylonian Kings: V. II. Texts and Translations. Including Records of the Early History of the Kassites and the Country of the Sea, Ed. L. W. King” adlı kitapta, “The Bun-Turks in Ancient Georgia”, Jost Gippert Goethe Universität, Frankfurt Bläsing, Uwe/ Arakelova, Victoria/ Weinreich, Matthias (eds.), Studies on Iran and The Caucasus. Presented to Prof. Garnik S. Asatrian on the Occasion of his 60th birthday, Leiden / Boston 2015, 25-43, adlı makalede ve George G. Cameron’un “History of Early Iran,” adlı kitabında bulabiliriz.

   Bu kaynaklara göre M.Ö. 700 dolaylarında Asurlular İsrailoğullarını vurur. İlk İsrail devletinin başşehri Aşot’u vururlar ve yaklaşık 200.000 kişiyi köle olarak Babil’e götürürler. M.Ö. 700’de Babil’e götürülen kadınlar odalık olarak kullanılır. Medler, Asur’u yıkınca bu sefer Medler Yahudi kadınlarını odalık olarak kullanır. Perslerin Medleri yıkmasıyla hürriyetlerine kavuşan Yahudiler Gürcistan’a göçer. Buradaki Gürcü Kralından toprak satın alırlar. Sonra bütün Gürcistan’ı ele geçirirler.

    İşte yukarıda anlatılan bu Yahudilerin hikâyesidir.

    Ahmet Akgül’ün “Bagratuniler” adlı kitabında anlatılan bunlardır. Guaram/Gurijm kelimesi bu hanedanın ikinci üyesinden dolayıdır. Gürcü Yahudilerini anlatır.

   Akif Beki’nin Musa’nın harfleri ile anlattıkları işte bu Babil Yahudilerinin soyu ve bilgisine atıftır. Bunlar KABALA’nın mucidi.

   Yeri gelmişken Gürcistan, Acara Eyaleti, Hartovisa Karyesinden İsmailoğlu Hüseyin’i burada analım. Kör Hüseyin namlı kendini Acaralı diye yutturan Gürcü Yahudisi ve onun Bedirhani Han Mahmud ile olan ilişkisine de değinmek gerekir.

  Bilindiği gibi Kör Hüseyin kalkıştığı ilk isyanından sonra gönderildiği İstanbul’dan firar etmeyi başarıp Mısır’a kaçar. Buradan Mekke’ye geçer. Daha sonra Suriye ve Anadolu’da birkaç sene geçirir. Ama kimse de sormaz, sen kimsin kardeşim diye. Devlete bak devlete!

Ortada devlet kalmamış ki!

            Bedirhaniler ve Barzaniler Yahudidirler

   Sonra Bedirhanilerin isyan halinde bulunduğu Van’a gelir (102). Erzurum Valisi Esad Paşa, Kör Hüseyin’in isyanına ilişkin tahriratında, Hüseyin’in Van’da isyancı Bedirhaniler tarafından alaylarla karşılandığını anlatır (103, 104). Hüseyin Çıldır’a gelmeden önce ihtilalcilerle ittifak yapar (105). Kör Hüseyin Çıldır taraflarında isyan çıkaracak, devlet üzerine asker sevk ettiği takdirde, Van ihtilalcilerinden destek alacaktır (106). Rus konsolosunun verdiği bilgilere göre de Van’daki isyancılar Kör Hüseyin’i büyük bir muhabbetle karşılamış ve kendisine içinde 50.000 kuruşun da olduğu değişik hediyeler vermişlerdir. Ayrıca kendisine Çıldır ve civarında halkın muhalefetini yeniden canlandırması durumunda destek sözü de vermişlerdi (107). Kör Hüseyin Temmuz 1846’da isyan eder. İngiltere’nin Trabzon konsolosunun Büyükelçi Canning’e gönderdiği mektupta da bu isyan hareketi detaylı olarak anlatılır. Kör Hüseyin’in yanında Bedirhani Han Mahmud’un gönderdiği külliyetli miktarda süvari vardır (108). Her ne kadar bazı kaynaklarda Kör Hüseyin’in Acara’da çıkardığı isyan ile Han Mahmud’un isyanı arasında yakın bir ilişki olmadığı ifade edilse de eldeki bilgiler bunun böyle olmadığını göstermektedir.

    Ayrıca isyan Acara’da değil Çıldır’dadır. İlk İsyan Acara Hartovisa’da Kör Hüseyin ve adamlarının başıbozuk isyanıdır (109).

   Esat Paşa Bedirhanilerin de Yahudi kökenli olduğunu bilemeyecek kadar cahil olmalıdır!

      Mithat Cemal Küntay’ın da bağlı bulunduğu Bedirhaniler Barzanilerle de ilişkilidir ve Yahudi kökenlidir.

    Bunların bu gün bağlı bulunduğu cemaat Nakşidir ve Siirt Tillo merkezleridir. Mehmet Görmez’in Melleleri işte buralıdır!

    Babilciler Melle olmuş iyi mi! Kabala, Cifir adıyla ve Nakşi yoluyla İslam tasavvufuna yol bulmuş.

  

Çıfıt çarşısına döndük.

Yahudilerin girmediği yer kalmamış.

 

     Halil Paşa isyancıların üzerine gider ve derdest eder (156 BOA, İ. MSM, 87/2468- Lef 9, 23 L 1262/14 Ekim 1846). Paşa tahriratında eklediği bir liste ile kimin nereye gönderilmesi gerektiğini ayrıntılı olarak ifade etmiştir. Yakalanan 13 kişinin isimleri şunlardır: Maçahel Kazasından Catun Selim Bayraktar, Hartovisa Karyesinden İsmailoğlu Hüseyin, Sehamele Karyesinden Tursunoğlu Hasan, Mazbetalı Darioglu Emin Kavas, Akusalı Lazoğlu Hasan, Eshomormi Karyesi’nden Usta Osmanoğlu Seyyid Bayraktar, Peksazeli Usta Resuloğlu Şirin Bayraktar, Pabuçcuoğlu Esed Albayrak, Cehotinet Kariyesi’nden Karaosmanoğu Mehmed, Maçahel Ümerasından Sulu Beyzade Osman Bey, Karındaşı Emin Bey, Maçahel avanesinden Avramizade Ahmed Ağa, Avane- i merkumeden Kaftanoğlu Ahmed Ağa, Kovanta Karyesinden Dede Beyzade Hasan Bey, Cevaneli  Kılazeoğlu Süleyman, Kariye-i Mezbureden Usta Hekimoğlu Ahmed Bayraktar.

 

     Babil Yahudileri Ermeni, Abaza, Gürcü ve Kürt olmuşlar da

Selçuklular ve Osmanlılar ve hatta Cumhuriyetin haberi olmamış.

 

     Anlatacağım esas şey de bu.

     Babil Kabalacıları ezoterik kitaplara nasıl girmiş?

      Ksenofon’un anlattığı Kolkhis Halkını ve Altın Post’u inceleyelim derim.

 Plinius’a göre; “Aietes’in soyundan gelen Kolkhis kralı Saulakes (Savlak veya Sulak), Suani bölgesinde ve diğer bölgelerde sahip olduğu el değmemiş geniş topraklarda, büyük miktarlarda altın ve gümüş madeni elde etmişti.   Onun krallığı ayrıca “Altın post” nedeniyle de meşhurdu.” (Naturalis Historia XXXIII. xv).

Yunan Mitolojisine göre, Jason daha küçük bir çocukken, Iyolkos kral olan babası, amcası Pelias tarafından öldürülür. Annesi amcasından saklamak amacıyla oğlunu Keyron (Cheiron) adında bir sentöre (centaur: yarı at yarı insan olan mitolojik yaratık) emanet eder. Jason 20 yaşına bastığı zaman, kendisine ait olan tahtı geri almak için amcası Pelias’ı bulmaya karar verir. Yaşlı bir kadın kılığına girmiş tanrıça Hera, Jason'u İstanbul Boğazı’ndan karşıdan karşıya geçirir. Bu geçiş sırasında genç adam ayağındaki sandallardan birini düşürür ve amcasının karşısına tek ayağı çıplak halde çıkar. Bunu gören Pelias’ın asabı bozulur çünkü kehanete göre ayağında tek sandal olan biri, işgal ettiği tahtı geri alacaktır. Jason amcasından tahtı iade etmesini talep eder. Pelias tek bir şartla tahtı oğlana vereceğini söyler. Şart şudur: dünyanın ucunda Kolhis (Bugünkü Gürcistan) adlı ülkede saklı tutulan ‘Altın Post’u getirecektir.

         Peki, nedir bu altın post?

   Yunan mitolojisinde tanrıların kralı Zeus, Jason’un atası Firiksus’a ölümsüzlük bahşedilmiş altın bir koç hediye eder. Firiksus bu altın koçun üzerinde Yunanistan'dan Kolkhis’e uçar. Kolhis kralı Güneş Tanrısı Helios’un oğlu Ayetes’tir. Friksus koçu Ayetes’e hediye eder. Ayetes de altın koçu Zeus'a kurban eder, postunu da bir ejderha tarafından korunan kutsal koruda (Kafkaslarda) bir ağaca asar. Eğer bu post kaybolursa, Ayetes de krallığını kaybedecektir.

   Jason, amcasının bahsettiği Altın Post’u alabilmek için Yunanistan’ın en güçlü kahramanlarından oluşan bir ekip kurar ve Kolkhis’e doğru yelken açar. Bu ekibe Argonotlar ismi takılır. Jason ve Argonotlar Altın Post’un peşinden çeşitli maceralara atılırlar. Ayetes Helios’un yani Ra’nın oğludur! Ra evrenin tüm bilgisinin sahibi bu koçun postu da bu bilginin kaynağı yani Levhi Mahfuz! Bunu yaratanlar da Mısır’dan çıkan Yahudiler. Alına satıla Gürcistan’a gelirler. Kabala işte bu bilginin başlangıç kısmı yani girizgâh, esası daha bulunamadı.

Aranan o.

İşin garibi iki tane Altın Post Örgütü var!

Şaşırtmaca, kandırmaca göz boyama gırla gidiyor.

   İlki “Golden Fleece,” adıyla kurulan örgüt.

   Niğbolu Savaşı'nda (1396) gösterdiği kahramanlıklardan dolayı Korkusuz lakabıyla anılan Burgond Dükü John'un oğlu  III. Filip tarafından, Portekiz Prensesi İzabel ile evliliği şerefine, 1430 yılında kurulmuştur. Ancak esas olarak Filip’in babasının Müslüman Türklere karşı temsil ettiği haçlı ruhunu yaşatmak ve Katolik Kilisesi’ni korumak amacıyla bu örgütü kurduğu söylenir. O zamanlar sadece Katolik Hristiyanlar tarikatın parçası olabiliyordu. Konstantinopolis 1453 yılında Osmanlılar tarafından fethedildiğinde, tarikat şövalyeleri Bizans’ı kurtarmak için yemin etmiş fakat çabaları sonuç göstermemişti.

    Bu tarikat daha sonra İspanya ve Avusturya kollarına bölünecek, Avusturya kolunun başında Habsburg Kralları bulunacaktı.

   Günümüzde hala devam eden bu örgütün "şövalyeleri" büyük çoğunlukla birbiriyle akraba olan Avrupa monarşisinin  hayatta kalan üyelerinden müteşekkildir. İspanya Kralı, Belçika Kralı, Norveç Kralı 20. yy da tarikatı ayakta tutan isimlerdir.

   Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Bask ayrılıkçı örgütü ETA ile mücadelede gösterdiği dayanışma ve işbirliği için İspanyol Hükümeti tarafından “Altın Post Tarikatı” nişanına layık görülmüştür. 2007 yılında da ilk defa bir Müslüman bu tarikatın nişanına layık görülmüştür.

   O isim Suudi Arabistan Kralı Abdullah'tır.

Ancak bu Vatikan’ı kuran Yahudilerin (HebrewBible Yahudilerinin) tarikatı KABALA’yı bilmezler.

          Siirt / Tillo’nun önemi!

 

 

 

 

 

 

 

 

   O sebeple bunların dışında, Babil gurubunun da kendi Altın Post tarikatı vardır ve Plinius’un anlattığı işte bu Altın Post’tur. Babil gurubunun bu gün önemli merkezlerinden biri Siirt Tillo’dur.

   Bu örgütün varlığı diğerine nazaran bu güne kadar daha hayaliydi. Komplo teorisyenleri tarafından tartışılan bu örgüt, “gerçeği bulma” peşinde olan bir grup bilim insanını parya olarak kullanır ama bunlar bunun farkında değildir. Genelde çok gizli hükümet araştırmalarında ismi geçen bu insanlar hiçbir ülkeye hizmet etmez. JASON Grubu olarak da bilinen bu insanlar, iddiaya göre Manhattan Projesi'nden tutun, sonu felaketle sonuçlandığı söylenen Philledelphia Deneyi'ne kadar çeşitli “bilimsel araştırmalarda” yer almışlar.

   Bu ikinci Altın Post Pentagon’a yazdırdığı güvenlik raporunda Siyasi İslam’ı 1945 yılından itibaren Türkiye’ye dayatan organizasyon. 1941 yılında İnönü’ye Kırşehir Konuşmasında; “dünya artık 1930’ların gerçekleri ve kanunlarıyla yönetilemez,” dedirterek iki defa denk bütçeden uzaklaşıp bütçe açığı verdiği ve Marshall yardımına muhtaç ettiği organizasyon da bu olmalıdır.

   Nereden anlıyoruz bunu? Şuradan Graham Fuller, Zibigniev Brezinsky, Morton Abramovich bu örgütün ancak yazıcıları olabilmiş. Bu örgütün günümüzdeki başı ise kim dersiniz?

Dupont Hazretleri.

   Geçen sene Aydın Üniversitesinde toplantı yaptılar. Bizim TÜSİAD’la MÜSİAD’da ordaydı.

     * * *

  Peki, bu Dupont’un damadı kimdi?

AYTUNÇ ALTINDAL

   O kimin kankasıydı?

Zibigniev Brezinsky’nin.

   O kimin danışmanıydı?

Necmettin Erbakan’ın.

   Peki, söylemleri neydi?

ABD İslami bir parti istiyor.

   Clinton ne demişti?

ABD bir İslam Halifesi arıyor.

   Ey Babil sen nelere kadirmişsin de bilememişiz.

Başlığın anlamı nedir, dediğinizi duyar gibiyim.

Πανυπερσεβαδτο (panypersevadto) her şeye kadir!

Amerika Halife arıyor da Babil Mehdi mi arıyor ne?

Kaynaklar Dizini:

102 BOA, A. MKT, 42/26- Lef 1-2, 20 Ca 1262/16 Mayıs 1846.

103 BOA, HR. TO (Hariciye Tercüme Odası).  283/76, 19 Ocak 1846.

104 BOA, HR. TO. 284/16, 2 Haziran 1846;

105 BOA, İ. MSM. 49/1235-Lef 4, 20 R 1262/18 1846; Ayrıca bkz. Doğan, a.g.m., s. 155.

105 AMAEF, Paris, CPC, Depêche politique d’Erzeroum et Trébizonde,  1844-1847, Tome, 2, Garnier’den Politik Kısma, 30 Temmuz 1846;

106 BOA, A. DVN. MHM. (Divân-i Hümayun Mühimme Kalemi), 2-A/95, 28 Receb 1262/22 Temmuz 1846.

105 AMAEF, Paris, CPC, Depêche politique d’Erzeroum et Trébizonde,  1844-1847, Tome, 2, Garnier’den Politik Kısma, 30 Temmuz 1846;

106 BOA, A. DVN. MHM. (Divân-i Hümayun Mühimme Kalemi), 2-A/95, 28 Receb 1262/22 Temmuz 1846.

BOA, HR. TO. 284/13, 18-30 Nisan 1846. 108 BOA, A. DVN. MHM, 2-A/95, 28 Receb 1262/22 Temmuz 1846; Ayrıca bkz. BOA, A.MKT, 249/33, 29 R 1262/26 Nisan 1846’den naklen Gencer, a.g.m., s. 85. 109 Doğan, a.g.m., s. 152; Ayrıca bkz. Hakan, a.g.e., s. 172-174.

156 BOA, İ. MSM, 87/2468- Lef 9, 23 L 1262/14 Ekim 1846;